Atatürk’ü anlamak
Yıl 1938 10 Kasım; soğuk bir kasım sabahı. Kasım ayında sabahları İstanbul daha soğuk olur. Denizden esen sert rüzgar insanın kemiklerine kadar işler , insanın buz kestirir. Bugün ne var ne olacak bilmiyorum ortalık sakin ve sessiz. Gökyüzü karanlık hafıf hafıf yağmur bulutları toplanıyor. Rüzgarın etkisiyle dökülen , ama ağaçlarda kalan bu son bir kaç yaprak bile kıpırdamıyor. Tanrım ne bu sessizlik, sanki bir şeylerin habercisi gibi her şey beklemede…
Yıl 1938 , 10 kasım Cumhuriyet’imizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ümüz hasta,
Neredeyse tüm ömrünün büyük kısmını savaşlarda geçiren ve Türkiye’yi kurtaran ,savaşlardan sonrada kendini savaşmaktan yorgun düşmüş fakirleşmiş Türk halkına adayan yaptığı inkılap ve devrimlerle ayağa kaldıran Ata’m , Atatürk’üm hasta. Dolma Bahçe Sarayı’nın bir odasında hasta yatıyor. Başında Türk doktorlarından oluşan bir heyet bekliyor.
Ata’m hasta yatağında bir ara gözlerini açıyor orada bulunanlara soruyor ” saat kaç ” bu Ata’mın son sözleri artık bir daha konuşamıyor ve komaya giriyor.
Yıl 1938 ,10 kasım saat 9:05 geçiyor artık Ata’m yok. Genç Cumhuriyet’imizin kurucusu Önderimiz Ata’mız artık aramızda değil.Daha dün dizlerini yere vurarak ” Sarı Zeybek” oynayan ,kurduğu genç Türkiye Cumhuriyet’inin dimdik ayakta olduğunu tüm dünyaya gösteren ,” Yurtta Sulh Cihanda Sulh ” diye haykıran Ata’m, Atatürk’üm artık yaşamıyor.
Ata’m sen iyi ki benim ülkemde doğdun ;
Sonsuza dek benim ülkemin adıyla birlikte anılacaksın.
Senin bu vatanı emanet ettiğin biz gençler senin ilke ve inkılapların doğrultusunda ve senin çizdiğin yolda hareket etmek olacaktır.
Sen rahat uyu Ata’m…
HAKKI MUZAFFER ATMAN




